HAKİMİN TAKDİR YETKİSİNİN SINIRI

HAKİMİN TAKDİR YETKİSİNİN SINIRI

HAKİMİN TAKDİR YETKİSİNİN SINIRI

                        Hâkimin Takdir Yetkisinin Sınır


            Hâkimin takdir yetkisinin kapsamı kanun hükümleri doğrultusunda belirli şartlar ve sınırlamalarla belirlenmiştir. TMK m. 4 ve HMK m. 198,maddi ve şekli anlamda hâkimin takdir yetkisini düzenleyen hükümler olmakla birlikte, aynı zamanda bu yetkinin sınırlarını da çizmektedir. Zira kanunların doğrudan uygulanmasının doğuracağı sakıncaların giderilmesi için hâkime takdir yetkisi tanınarak, kanunların uygulanmasında bir esneklik payı bırakılmışsa da bu yetkinin keyfi kararlar verilmesine neden olmaması için kanuni bir sınırlandırmaya tabi tutulması gerekmektedir.

           

            Bu sınırlandırmaların başında, hâkimin ancak kendisine kanunen açık yahut zımni olarak bu hakkın tanınmış olduğu durumlarda takdir yetkisini kullanılabilmesi gelmektedir[1]. Zira güçler ayrılığı prensibi çerçevesinde yargı ve yasama erki birbirinden bağımsızdır. Bu nedenle hâkim bir yargı erki mensubu olarak, kanun koyucu gibi davranamaz ve kanunen kendisine yetki verilmeyen durumlarda kanun koyucu yerine geçerek kural koyamaz[2]. Özetle, takdir yetkisi uyuşmazlıkla ilgili kanun hükmünde ancak kanun içi bir boşluk olması halinde söz konusu olacaktır.

 

            Hâkimin takdir yetkisine ilişkin sınırlandırmaların bir diğeri ise, bu yetkinin ancak kanunun çizdiği sınırlar içerisinde kullanılmasıdır. Bu nedenle hâkim, yetkisini kullanırken kanunun daha önceden belirlemiş olduğu sınırları doğru tespit etmeli ve bu sınırların dışına çıkmamalıdır. Bunun için de hâkimin yetkisini kullanmadan önce kendisine takdir yetkisi tanıyan kuralı çok iyi incelemesi gerekmektedir.  İlgili hükmün hangi alanlarda ne tür bir takdir yetkisi tanıdığının tespiti üzerine normun konuluş amacına uygun olarak, bu amacı aşmayacak şeklide adalet ve hakkaniyete uygun bir hüküm kurulması gerekmektedir. Bu sayede taraflar arasında menfaat dengesi sağlanarak, hukuki güvenlik ilkesi ve paralel olarak adalete erişim hakkı korunacaktır.

 


            Maddi anlamda takdir yetkisini sınırlayan son husus ise, hâkimin hakkaniyet ve nesafet kurallarına uygun hareket etmesidir[3]. Bu nedenle tarafların özel durumları, toplum koşulları, mevcut şartlar dikkate alınarak keyfiyetten uzak, ölçülü ve pozitif hukuk kurallarına uygun bir şekilde takdir yetkisi kullanılacak, böylelikle hukuk kurallarının esnek uygulanması sağlanarak kanunun olduğu gibi uygulanmasından doğacak sakıncalar mümkün olduğu kadar ortadan kaldırılacaktır. Usuli takdir yetkisi bu anlamda maddi takdir yetkisinden biraz daha farklıdır. Zira usuli takdir yetkisi hem birden fazla davanın söz konusu olduğu durumlarda ayrı yargı çevrelerini ve ayrı davaları da kapsadığı için maddi takdir yetkisine göre daha geniş bir etki alanına sahiptir hem de maddi takdir yetkisinde esas olan hakkaniyet ve nesafet ilkeleriyken usuli takdir yetkisinin kaynağı usul ekonomisi[4]  ilkesine dayanmaktadır[5]. Bu nedenle yargılama sürecinin daha hızlı ve ekonomik olarak yürütülmesi, sürecin taraflara en az zararı vererek sonlanması ve hâkimin bu amaçlar doğrultusunda yargılamayı düzenli ve organize şekilde yürütebilmesini sağlamak için, HMK gereği hâkime usuli bir takdir yetkisi tanınmıştır.


                                                                                                                                                                                                                                                                                    Zeynep Büşra YAVUZ



[1] Ermenek- Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması, s, 184; Gözler- Hukuka Giriş, s. 249; Bülbül-Takdir, s. 60.

[2] Bu durumun istisnası hâkimin hukuk yaratmasıdır. Hâkim önüne gelen uyuşmazlık konusu ile ilgili kanunda bir hüküm bulamaz, ilgili konuda örf- adet hukukunu da uygulayamazsa kanun koyucu gibi davranarak sadece o uyuşmazlık bakımından sonuç doğurabilecek bir hüküm kurabilir.

[3] Ermenek- Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması, s, 185; Bülbül, s. 13; Dişbudak/ Bülbül- Takdir, s. 13.

[4] İlerleyen konularda usul ekonomisi ilkesi ayrıntılı olarak anlatılacağından burada esasına girilmemiştir. Bkz. aşa. § 1. D. I.

[5] Ermenek- Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması, s, 185.