Haksız İhtiyati Tedbirden Kaynaklanan Tazminat Davası Koşulları

Haksız İhtiyati Tedbirden Kaynaklanan Tazminat Davası Koşulları

Haksız İhtiyati Tedbirden Kaynaklanan Tazminat Davası Koşulları


    Tazminat Davasının Koşulları

    TBK kapsamında haksız fiilden kaynaklanan tazminat davasının şartları, hukuka aykırı haksız bir fiilin varlığı, bu fiilden doğan bir zarar ve zarar ile fiil arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Haksız İhtiyati tedbirden doğan tazminat davasının şartları da haksız fiilden sorumluluğun şartları ile benzerdir. Ancak önemli belirmek gerekir ki haksız ihtiyati tedbir nedeniyle açılacak tazminat davasında tedbir talep edenin kusuru aranmayacaktır. Ayrıca tedbirin uygulanıp uygulanmadığının da tazminat talebine etkisi yoktur. Zira tedbir uygulanmamış olsa dahi, tedbirin uygulanmaması yahut uygulanmış bulunan tedbirin kaldırılması için teminat gösterilmiş ve zarar doğmuşsa, yine de tazminat talep edilebileceği kabul edilmektedir.


    Arslan ve Kuru, “Lehine ihtiyati tedbir kararı verilen tarafın, tedbir talebinde bulunduğu anda haksız olduğu, açtığı davanın esastan reddi ile (hakkının bulunmadığına ilişkin hükümle) sabit olacaktır. Bu nedenle, lehine ihtiyati tedbir kararı verilmiş olan taraf, asıl dava kesin hükümle sonuçlanmadan, diğer koşullar mevcut olsa bile, tazminat ödemeye mahkûm edilemez.” şeklinde görüş bildirmiştir. Bu görüşten davanın usulden reddi halinde tazminat talep edilemeyeceği şeklinde bir sonuç çıkmaktadır. Ancak gerek kusur şartının aranmaması gerekse bir davanın usulden reddinin çoğu zaman davacının işlemlerinden kaynaklandığı düşünülürse bu süreçte ihtiyati tedbir kararının uygulanması nedeniyle zarara uğrayan kişilerin mağduriyetinin nasıl giderileceği bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanaatimiz, tedbir talebinin haksızlığı bakımında asıl davanın esastan reddedilmiş olması aranmadan, usulden reddinde de tazminata hükmedilebilmesi şeklindedir. Nitekim HUMK döneminde Yargıtay tarafından verilen kararların bir kısmı da bu yöndedir.


        1. İhtiyati Tedbirin Haksız Olması


    İhtiyati tedbirden kaynaklı tazminat davası açabilmek için verilen ihtiyati tedbirin haksız olması gerekmektedir. Bu haksızlık henüz tedbir talebinde bulunurken mevcut olabileceği gibi, itiraz üzerine veya tedbir kararlarının gerektiği şekilde yerine getirilmemesi durumunda ihtiyati tedbir kararı kaldırıldığında da haksızlığın oluştuğu kabul edilir.


    Lehine ihtiyati tedbir kararı verilenin tedbir talebinde bulunduğu anda haksız olduğunun belirlenebilmesi için tedbir konusu ile ilgili açılmış davanın reddine hükmedilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan davacının açmış olduğu esas hakkındaki dava sonuçlanmadan ve bu davada verilen hüküm kesinleşmeden, ihtiyati tedbirin haksız olup olmadığı kesin olarak anlaşılamaz. Bununla birlikte gerek Yargıtay kararlarında gerekse Kuru ve Arslan’ ın görüşlerinde belirttikleri üzere, esas hakkındaki dava kısmen kabul kısmen ret olarak sonuçlanmışsa tedbir talebinin haksızlığı söz konusu olmayacak ve tazminat talep edilemeyecektir. Ancak kısmen kabul kısmen ret şeklinde verilen kararlar her zaman davanın haklı gerekçeye dayandığını göstermeyebilir. Üstelik dava %5 oranında kabul edilip, %95 oranında reddedilse dahi davacının ihtiyati tedbir talebinin haklı olduğu ileri sürülmemelidir. Bu nedenle dava kısmen kabul kısmen ret şeklinde kesinleşmiş olsa dahi tazminat davası açılabilmeli yargılamada haksızlığın oranı davanın reddedilme derecesine göre belirlenmeli ve ona göre tazminata hükmedilmeli yahut hükmedilmemelidir.


    Kanunen ihtiyati tedbir kararının alınması üzerine tedbir talebinde bulunan tarafın kararın kalkmaması için yapması gereken işlemler vardır. Bunlar; karar tarihinden itibaren bir hafta içerisinde tedbirin uygulanmasını talep etmek, iki hafta içinde dava açılmamışsa esasa ilişkin dava açmak, dava açıldığına dair belgenin tedbiri uygulayacak memura ibrazı ile belgeyi dosyaya eklettirmek ve karşılığında buna ilişkin bir belge almaktır. Tedbir talebinde bulunan tarafın bu işlemleri süresi içinde mazeretsiz olarak yapmaması durumunda tedbir talebinin haksız olarak verildiği zımnen kabul edilir.


    İhtiyati tedbir kararına itiraz yahut ihtiyati tedbir kararının uygulanmasına itiraz edildiği durumlarda, kararın kalkması halinde de tedbir talebinin haksız olduğu kabul edilir.


    İhtiyati tedbirden dolayı tazminat davası açmak için tedbirin haksız olması koşuluna tedbirden zarar gören 3. Kişiler bakımından istisna getirilmiştir. Üçüncü kişinin ihtiyati tedbir dolayısıyla uğradığı zarar, ihtiyati tedbir kararının haksız olmasından kaynaklanabileceği gibi, ihtiyati tedbir kararı haklı olmasına rağmen haksız olarak aleyhine tedbir kararı verilen kişinin malları yerine, üçüncü kişinin mallarının üzerine uygulanmasından da kaynaklanabilir. Bu durumda ihtiyati tedbir kararı haklı olarak alınmasına rağmen, ihtiyati tedbirin uygulanması nedeniyle haksız olarak zarara uğrayan üçüncü kişi tazminat davası açabilecektir.


        1. İhtiyati Tedbir Kararının İcra Edilmiş Olması


    Haksız ihtiyati tedbirden kaynaklanan bir zararın meydana gelmesi için öncelikle ihtiyati tedbirin uygulanmış olması gerekmektedir. Zira henüz uygulanmamış bir tedbirden dolayı tarafların yahut 3. Kişinin zarar görmesi mümkün değildir. Ancak bazı durumlarda tedbir henüz uygulanmamış olsa dahi zarar meydana gelebilir. Örneğin ihtiyati tedbir kararı üzerine karşı taraf yahut 3. Kişinin teminat göstererek kararın infazını engellemesi durumunda tedbir uygulanmamış olsa dahi zarar oluşabilecektir.  Daha önce teminat başlığı altında da ifade ettiğimiz üzere teminat ihtiyati tedbir kararını kaldıran değil, kararın devamı mahiyetinde bir işlemdir. Bu nedenle teminat yatırıldığı durumlarda da ihtiyati tedbir kararının icra edildiği kabul edilerek bu sebeple de tazminat davası açılabilecektir.


        1. İhtiyati Tedbirden Kaynaklanan Bir Zarar Olması


    İhtiyati tedbirden kaynaklanan tazminat davasında ihtiyati tedbir koyduran tarafın sorumluluğunun oluşabilmesi için gereken diğer bir şart; aleyhine tedbir kararı verilen tarafın veya üçüncü kişinin bir zararının doğmuş olmasıdır. Zarar ihtiyati tedbirden kaynaklı doğabileceği gibi aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen tarafça teminat gösterilmesi nedeniyle de doğabilir. Zarar malvarlığındaki aktif veya pasif eksilmeleri de kapsamaktadır. Yani tedbir nedeniyle kullanılamayan mal, kullanılsaydı tarafa kazanç sağlayacaktıysa bu durum ispat edildiği takdirde aleyhine tedbir uygulanan taraf mahrum kaldığı kazancı da talep edebilecektir. Ayrıca zarar maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Ancak HMK m. 399’ da maddi zararlarda bahsedildiğinden mahkeme manevi zararın tazmini için TBK m. 56 ve devamındaki hükümlere göre karar verecektir.


    Zararı belirlerken, davacının ihtiyati tedbir kararının verilmesinden sonraki malvarlığı ile ihtiyati tedbir kararının verilmemiş olması halinde oluşacak malvarlığının durumu karşılaştırılacaktır. Bu karşılaştırmanın yapılması doğal olarak ihtiyati tedbir kararının verilmesi ve kaldırılması tarihleri arasında geçen sürece göre belirlenecektir. Teminat ödenmesi sebebiyle açılan tazminat davalarında da bu süre dikkate alınacak, davacı gösterdiği teminattan daha fazla yahut az zarara uğramışsa hüküm ona göre kurulacaktır.


    Haksız ihtiyati tedbir nedeniyle zararın meydana geldiğini davacı ispatlayacaktır. Mahkeme bu doğrultuda bilirkişi incelemesine gidebilecek, keşif yapabilecektir. Açılan tazminat davasının kabulü durumunda zararın tazmini öncelikle ihtiyati tedbir talebinde bulunan kişinin HMK m.392 doğrultusunda yatırmış olduğu teminattan sağlanacaktır. Ancak aynı hükmün son fıkrasında belirtildiği üzere asıl davaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren bir ay içinde tazminat davasının açılmaması üzerine teminat iade edilir. Bu nedenle zararın yatırılan teminat üzerinden giderilebilmesi için tazminat davasının asıl davaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren bir ay içinde açılmış olması gerekmektedir. Bu durumda 1 aylık süre içerisinde dava açılmışsa, tazminat davası sonuçlanıncaya kadar yatırılan teminat muhafaza edilmelidir. Bununla birlikte ihtiyati tedbir talep eden kişinin gösterdiği teminat para dışı değerlerdense, tazminat davası neticesinde belirlenen zarar karşılığında bu değer doğrudan davacıya verilemeyecektir. Davacının ilamlı icra suretiyle takip başlatması ve teminatın paraya çevrilmesi gerekecektir. Teminatın paraya çevrilmesi nihayetinde ortaya çıkan meblağ zararı karşılamıyorsa bu durumda haciz yoluna gidilecektir. Her ne kadar uygulamada doğrudan ilamlı icra yoluna başvurulsa da ihtiyati tedbir talep eden kişinin gösterdiği teminatın yetkili mercilerce muhafazası, mahiyeti itibariyle rehin işlemine benzemektedir. Nitekim tazminata hak kazanan tarafın zararı da öncelikle söz konusu teminatın paraya çevrilmesi yoluyla giderilmektedir. Bu bakımdan ilamlı icra yoluna başvurmak yerine, rehinin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibi başlatılması daha doğru olacaktır.


        1. Zarar İle İhtiyati Tedbir Arasında Nedensellik Bağı Bulunması


    İhtiyati tedbir nedeniyle tazminat davası açılabilmesi için zararın meydana gelmesi yetmemekte, aynı zamanda tedbir talebinde bulunan kişinin bu zararı gidermekle sorumlu tutulabilmesi için meydana gelen zararın uygulanan ihtiyati tedbirden doğmuş olması gerekmektedir. Bu nedenle yargılamada mahkeme sadece zararın varlığını tespit etmekle kalmayacak zararın nedenlerini de araştıracaktır. Örneğin; ihtiyati tedbire konu olan malın yediemine tevdii durumunda yedieminin mala hasar vermesi ihtiyati tedbirden kaynaklanan bir zarar olmadığında zararla tedbir arasında uygun illiyet bağı bulunmaması gerekçesi ile tazminat talebinin reddi gerekmektedir. Aynı şekilde ihtiyati tedbir konulan bir taşınmazın deprem sonucu yıkılması durumunda meydana gelen zarar tedbir talebinde bulunan kişiden istenemeyecektir. Bu ve benzeri durumlarda uygun illiyet bağı yoksa veya illiyet bağı kesilmişse, haksız yere ihtiyati tedbir kararı aldıran veya uygulatan taraf sorumlu tutulamayacaktır.



                                                                                                Av. Zeynep Büşra YAVUZ BİLGİN